26 Aralık 2012 Çarşamba

Din Hurafelere Göre Değil Kuran’a Göre Yaşanır


Hurafelere dayalı din anlayışının temeli nedir?

Bu yanlış din anlayışından sakınmak için ne yapmak gerekir?

Kuran ayetleri yorumlanırken yapılan en büyük hatalar nelerdir?

İnsan, art niyetli ve tek taraflı olarak Kuran’a yaklaştığında onu anlaması mümkün değildir. Bu, Allah’ın bir kanunudur. Bir kişi ne kadar zeki ne kadar kültürlü olursa olsun, samimiyetsiz ve art niyetli bir bakış açısıyla Kuran’ı değerlendirdiğinde onu gereği gibi anlayamaz, doğru yorumlayamaz ve pek çok çelişkiye düşer. Bu yüzden, Kuran’a ön yargılı, peşin fikirli, içten pazarlıklı yaklaşan bir kişinin bu art niyetli tutumu, kendisiyle Kuran arasında -ayetlerde bildirildiği üzere- “görünmez bir perde” oluşturacaktır. Bu da Kuran’ı anlamasını ve kavramasını engelleyecektir. Bu gerçek, İsra Suresi’ndeki ayetlerde şöyle haber verilir:


Kuran okuduğun zaman seninle ahirete inanmayanlar arasında görünmez bir perde kıldık. Ve onların kalbleri üzerine, onu kavrayıp anlamalarını engelleyen kabuklar, kulaklarına da bir ağırlık koyduk. Sen Kuran’da sadece Rabbini “bir ve tek” (ilah olarak) andığın zaman, ‘nefretle kaçar vaziyette’ gerisin geriye giderler. (İsra Suresi, 45-46)

www.Kuraninbazisirlari.beyazsiteler.com





Müteşabih Ayetlerle Muhkem Ayetleri Karıştırmak

Kuran’daki hükümler, iman edenler tarafından rahatlıkla anlaşılabilecek ve uygulanabilecek biçimde açık ve sade bir üslupla anlatılmıştır. Bunlara muhkem ayetler adı verilir. Muhkem ayetler, Kuran’da bildirildiği üzere “Kitabın anası” yani temelidir. Muhkem ayetler dışında Kuran’ın bir de müteşabih ayetleri vardır. Müteşabih ayetler, çeşitli teşbih ve benzetmeli anlatımlar içeren ayetlerdir. Müteşabih ayetler, Kuran hakkında bilgisi olmayan ya da art niyetli olan kişiler tarafından tamamen çarpıtılıp, olmadık manalarda yorumlanabilir. Bu durum Kuran’da şöyle bildirilmiştir:

“Sana Kitabı indiren O’dur. O’ndan, Kitabın anası olan bir kısım ayetler muhkemdir; diğerleri ise müteşabihtir. Kalplerinde bir kayma olanlar, fitne çıkarmak ve olmadık yorumlarını yapmak için ondan müteşabih olanına uyarlar. Oysa onun tevilini Allah’tan başkası bilmez. İlimde derinleşenler ise: “Biz ona inandık, tümü Rabbimizin Katındandır” derler. Temiz akıl sahiplerinden başkası öğüt alıp-düşünmez.” (Al-i İmran Suresi, 7)

Müteşabih ayetlerin anlamları Allah Katındadır. Tarih boyunca Kuran’daki müteşabih ayetleri çeşitli çarpık amaçları ve beklentileri doğrultusunda yorumlayan sapkın kişiler, mezhep ve akımlar çıkmıştır. Bunun fitne olduğu ve ancak kalplerinde kayma olan yani doğru yoldan sapan, imandan çıkan kimselerin bu yola başvurdukları ayette haber verilmiştir.  Ayrıca ayette, müteşabih ayetlerin yorumunu ancak Allah’ın bildiği de bildirilmiştir. Allah dilediğine bu ayetlerin yorumuyla ilgili ilmi verebilir. Ancak iman edenler kendilerine ilmi gelmeyen müteşabih ayetlerin tümüne inanırlar, kalplerinde eğrilik olanların ve fitne çıkaranların yaptıkları gibi ayetler hakkında sapkın yorumlar getirmezler.

Kuran’ı, Kuran’a ve Sünnete Uygun Olmayan Hurafe ve Bidatlerle Yorumlamaya Kalkmak


Bazı insanların düştüğü en büyük hatalardan biri, kulaktan dolma, Kuran’da ve Peygamberimiz (s.a.v.)’in sünnetinde hiç yeri olmayan, din adına uydurulmuş birtakım uydurma sözler, bidatler ve hurafelerle Kuran’ı yorumlamaya kalkmaktır. Bu tarz insanlar gerçekte Kuran’a değil, batıl inanışlara uyarlar, Kuran’ı da bu çarpık inanışlarına, kendi akıllarınca uydurmaya çalışırlar. Bu kimselerin yanlış mantıkları Kuran’da şöyle bildirilmiştir:

“Ne zaman onlara: “Allah’ın indirdiklerine uyun” denilse, onlar: “Hayır, biz, atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye uyarız derler. Ya atalarının aklı bir şeye ermez ve doğru yolu da bulamamış idiyseler?” (Bakara Suresi, 170)

Toplumun bazı kesimlerinde rastlanan bu yanlış yorumlama, Kuran’da bildirilen ahlaktan tamamen farklı ve zıt bir ahlak ortaya koyar. Kimi zaman İslam adına ortaya atılan bu modelin Peygamberimiz (s.a.v.)’in uyguladığı, Kuran’da bildirilen din, ahlak anlayışı ve yaşam biçimiyle hiçbir ilgisi yoktur.

Bu yapıdaki insanların yorumlarında Kuran’la hiçbir biçimde bağdaşmayan, Peygamberimiz (s.a.v.)’in sünnetinde yeri olmayan, Kuran’a tamamen aykırı fikirler, yorumlar, hükümler ve uygulamalar sözde Kuran kaynaklıymış gibi gösterilmeye çalışılır. Ancak bu asılsız iddialara hiçbir mantıklı açıklama getirilemez. Yapılmaya çalışılan bazı zorlama izahların da ne kadar mantıksız ve gülünç olduğunu akıl ve şuur sahibi olan herkes rahatlıkla görür.

Bilgisizce yapılmış yorumlarla insanları saptırmaya çalışan, Yüce Rabbimiz Allah’ın ayetlerini kavrama yeteneğinden uzak insanların durumu Kuran’da şöyle haber verilmiştir:

“İnsanlardan öyleleri vardır ki, bilgisizce Allah’ın yolundan saptırmak ve onu bir eğlence konusu edinmek için sözün ‘boş ve amaçsız olanını’ satın alırlar. İşte onlar için aşağılatıcı bir azab vardır. Ona ayetlerimiz okunduğunda, sanki işitmiyormuş ve kulaklarında bir ağırlık varmış gibi, büyüklük taslayarak (müstekbirce) sırtını çevirir. Artık sen ona acı bir azap ile müjde ver.” (Rum Suresi, 6-7)

www.Kurandapeygamberdualari.beyazsiteler.com

Kuran İlahi bir Kitap olduğu için elbette diğer kitaplara benzemez ve onlarla kıyaslanamaz. Kuran’ın kendine has özel bir üslubu vardır. Kuran’ı -özelikle de Kuran’ın müteşabih ayetlerini- doğru ve gereği gibi yorumlayabilmek için aynı zamanda Kuran’ın genel üslubunu, temel ruhunu hakkıyla kavramış olmak gereklidir. Kuran’ın ruhuna uygun bir bakış açısına sahip olmak Allah’ın Kuran’la bildirdiği çeşitli ilimleri gereği gibi anlayabilmek için önemli bir şarttır.

Kuran’ı Yorumlamayı Bilmemek


Kuran insanlar için gereken her türlü bilgiyi içinde barındıran mucizevi bir kitaptır. Bu da Kuran’daki sonsuz ilahi hikmetten kaynaklanır. Belirli sayıdaki ayetlerin içine sınırsız bir ilim, üstün bir hikmetle yerleştirilmiştir. Ayetler kendi içlerinde zahiri, batıni, iç içe geçmiş ve katlanmış pek çok anlam içerdikleri gibi ayetlerin birbirleri arasındaki bağlantılardan da birçok anlamlar çıkar. Kimi zaman tek bir ayetin açıklaması bile müstakil bir kitap konusu olabilir. Bu sebeple, Kuran’ı yorumlamak için herşeyden önce Kuran’ın geneline hakim olmak şarttır.

Ayetleri doğru yorumlayabilmek, asıl manayı anlayabilmek için, Kuran’ın geneline hakim olmanın yanı sıra, İslam alimlerinin bu konuda izledikleri yolları da bilmek gereklidir.

Bu yolların en önemlilerinden biri, bir ayeti Kuran’da bulunduğu yere göre değerlendirmektir. Kuran’da çoğu zaman bir ayetin anlamı o ayetin içinde geçtiği konu bütünlüğünden anlaşılır. Ayetin gelişi ve devamındaki ayetler o ayetteki anlamın net olarak anlaşılmasını sağlar. Bu durum İslami literatürde, ayetin “siyak ve sibakı” yani “gelişi ve gidişi” olarak adlandırılır. Bu nedenle, pek çok ayeti bulunduğu yerden ayırarak, başını sonunu dikkate almadan, yalnızca içinde geçen kelimelere göre yorumlamaya kalkmak çok yanlış anlamlar çıkmasına sebep olabilir.

Pek çok dönemde, bazen cehalet sonucu bazen de maksatlı olarak, ayetlerin bu şekilde hatalı tefsir edilmesi, Kuran’ın yanlış anlaşılmasına ve Kuran hakkında art niyetli çevreler tarafından çeşitli iftiralar atılmasına yol açmıştır.

Ayetlerde geçen kelimelerin anlamlarını yine ayetleri esas alarak anlamaya çalışmak gerekir.

Pek çok kelime Kuran’da özel anlamlarda kullanılır. Kuran’ın belli bir yerinde kullanılan bir tabirin hangi anlamda kullanıldığı çoğu zaman o tabirin Kuran’ın başka bir yerinde kullanılma şeklinden anlaşılır. Kimi zaman bir kelimenin birden fazla anlamı olabilir. Böyle bir kelimenin, yer aldığı ayette hangi anlamda kullanıldığı, o kelimenin Kuran’ın başka yerlerinde hangi anlamda kullanılmış olduğundan anlaşılır. Yoksa sözlüğü açıp Kuran’da gördüğü her kelimeyi ilk manasıyla ele almak çok yanlış, hatta bazen tam tersi anlam ve yorumlar çıkarmaya sebep olabilir. Bundan da anlaşıldığı gibi, Kuran kendi kendini açıklayan bir kitaptır. Bir ayetin tefsiri, açıklaması bazen bir başka ayetin veya birkaç ayetin anlamında saklı olabilir.

Ayetleri doğru yorumlamanın önemli şartlarından biri de Kuran’ın ruhunu kavramış olmaktır.

Kuran’ın ruhunu kavrayabilmek için de Kuran’ın geneline hakim olmak gereklidir. Allah’ın sonsuz merhamet, şefkat ve adaletinin Kuran’ın pek çok ayetindeki tecellisi (yansıması) görülüp anlaşılmalı ve Kuran’ın geneli bu bakış açısına göre değerlendirilmelidir.

Son derece önemli olan bir konu da, Müslümanların kendi yorum ve değerlendirmelerine göre Kuran’dan hüküm çıkarmamalarıdır. Salih bir Müslüman bu konuda büyük İslam alimlerinin yorumlarına tabi olmalı, onların ilmihallerde yaptıkları açıklamalara göre hareket etmelidir.

Müminlerin Kuran’ı Anlamalarındaki En Önemli Vasıfları Vicdan ve Samimiyetleridir
Kuran tüm insanlığı doğruya çağıran bir davettir, ancak Kuran’ı sadece iman edenler gereği gibi kavrayabilirler. Müminlerden farklı bir ruh haline ve karaktere sahip din ahlakından uzak kimselerin Kuran’ı anlayamamaları da gayet doğaldır.

Kuran, son derece açık, sade ve anlaşılır bir dile sahiptir, ancak samimi ve vicdanlı kimselerin anlayabilecekleri özellikte bir Kitaptır. Henüz İslam’la tanışmamış, iman etmemiş herhangi bir insan, açık bir kalple, ön yargısız ve samimi olarak yaklaştığında, taşıdığı bu mümin vasıfları nedeniyle Kuran’ın Yüce Allah’ın sözü olduğunu vicdanıyla fark edecektir. Zira, gerek üslubundaki heybet, mükemmellik ve sadelik, gerekse içerdiği üstün ilim ve hikmetle Kuran’ın bir insan sözü olmadığını, ilahi bir Kitap olduğunu her vicdanlı kişi kabul eder. Bu vicdanlı kişi iman edip saygı ve samimiyet ile yaklaştığı takdirde ise Kuran’ın hikmetli manaları Allah’ın izniyle kendisine açılmaya başlar.

“Hiç şüphesiz, zikri (Kuran’ı) Biz indirdik Biz; onun koruyucuları da gerçekten biziz.” (Hicr Suresi, 9) ayetiyle bildirildiği üzere Kuran’ın kıyamete dek geçerli olduğunu ve korunacağını bilen müminler bunun huzur ve güvenini yaşarlar. Kuran, insanın her hükmünden, her emrinden kesin olarak emin olduğu, kalbinde ve vicdanında hiçbir burukluk ve şüphe oluşmadan tabi olacağı Hak Kitap’tır. İnsanların böylesine “emin” bir yol göstericisinin olması çok büyük bir nimet ve Allah Katından verilmiş bir rahmettir. Allah, Kuran’ın müminler için önemini bir ayetinde şöyle haber vermektedir:

“Biz Kitabı sana, her şeyin açıklayıcısı, Müslümanlara bir hidayet, bir rahmet ve bir müjde olarak indirdik.” (Nahl Suresi, 89)

www.idealmuslumankadin.beyazsiteler.com

23 Aralık 2012 Pazar

ALLAH PEYGAMBERİMİZ (SAV)'İ HER ZAMAN KORUMUŞTUR


Allah, Peygamberimiz (sav)'in ve tüm müminlerin yardımcısı ve koruyucusudur. Allah, Peygamberimiz (sav)'e her zaman yardım etmiş, onun için zorlukları kolaylıklara çevirmiş, yolunu açmış, onu maddi ve manevi olarak güçlendirmiş, salih müminlerle desteklemiş, düşmanlarının ise basiretlerini kapatarak, güçlerini alarak, tuzaklarını bozarak Peygamberimiz (sav)'e zarar vermelerini engellemiştir. Allah Tevbe Suresi'nde, Peygamberimiz (sav)'in yardımcısı olduğunu şöyle bildirir:

Siz O'na (peygambere) yardım etmezseniz, Allah O'na yardım etmiştir… (Tevbe Suresi, 40)

Ayette bildirildiği gibi, Peygamberimiz (sav) hiçbir zaman başkalarına muhtaç olmamış, Allah ona her zaman yardım etmiştir. Bu nedenle Peygamberimiz (sav)'in yanında bulunan hiç kimse yaptığı hizmet veya yardımlardan dolayı Peygamber Efendimiz (sav)’i minnet altında bırakamaz. Çünkü gerçekte Peygamberimiz (sav)'e yardım eden Allah'tır ve o kişi olmasa da Allah başka bir insanı, meleklerini veya cinleri vesile edip Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)'e yardım eder.

Allah bir başka ayetinde ise, Peygamberimiz (sav)'e insanlardan korkmadan büyük bir cesaretle, hak olarak bildiği dini, insanlara tebliğ etmesini bildirmiş ve onu koruyacağını vaad etmiştir. Ayette şöyle buyrulur:

Ey peygamber, Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer (bu görevini) yapmayacak olursan, O'nun elçiliğini tebliğ etmemiş olursun. Allah seni insanlardan koruyacaktır. Şüphesiz, Allah, kafir olan bir topluluğu hidayete erdirmez. (Maide Suresi, 67)

Allah'ın gücünü, olayların iç yüzünü kavrayamayan sığ ve dar görüşlü inkarcılar, Peygamberimiz (sav)'e karşı üstün gelebileceklerini, onu korkutabileceklerini veya etkisiz bırakabileceklerini sanmışlar ve bu nedenle sürekli tuzaklar kurmuşlardır. Bu insanlar, Allah'ın Peygamberimiz (sav)'in üzerindeki korumasının farkında değildirler ve bunu kavrayamamaktadırlar. Kendilerini Peygamberimiz (sav)'den çok daha üstün ve güçlü zannetmişlerdir. Ancak Allah, hepsinin biraraya gelerek kurdukları çok detaylı tuzakları bozmuş, hatta bir mucize olarak kurdukları tuzakları kendi aleyhlerine döndürmüştür. Hiçbir tuzakları işe yaramamıştır. Biraraya gelip tuzaklarını planlarken, Allah'ın onları gördüğünü, işittiğini, içlerinden geçenleri okuduğunu anlayamayan, Peygamberimiz (sav)'den gizleseler bile Allah'tan gizleyemeyeceklerini kavrayamayan, Peygamberimiz (sav)'in tüm gücün sahibi olan Allah'ın sevgili kulu ve dostu olduğunu düşünmeyen bu insanlar için Allah Kuran'da şöyle bildirmektedir:

Hani o inkar edenler, seni tutuklamak ya da öldürmek veya sürgün etmek amacıyla, tuzak kuruyorlardı. Onlar bu tuzağı tasarlıyorlarken, Allah da bir düzen (bir karşılık) kuruyordu. Allah, düzen kurucuların (tuzaklarına karşılık verenlerin) hayırlısıdır. (Enfal Suresi, 30)

Allah bir başka ayetinde ise, Peygamberimiz (sav)'e kimsenin zarar veremeyeceğini, Allah'ın, Cibril'in ve salih müminlerin onun dostu, yardımcısı, destekçisi olduğunu şöyle haber vermektedir:

Eğer sizler (Peygamberin iki eşi) Allah'a tevbe ederseniz (ne güzel); çünkü kalbleriniz eğrilik gösterdi. Yok eğer ona karşı birbirinize destekçi olmaya kalkışırsanız, artık Allah, onun mevlasıdır; Cibril ve mü'minlerin salih olan(lar)ı da. Bunların arkasından melekler de onun destekçisidirler. (Tahrim Suresi, 4)

Allah, Duha Suresi'nde ise Peygamberimiz (sav)'in üzerindeki yardım ve nimetlerini şöyle bildirmiştir:

Rabbin seni terk etmedi ve darılmadı. Şüphesiz senin için son olan, ilk olandan (ahiret dünyadan) daha hayırlıdır. Elbette Rabbin sana verecek, böylece sen hoşnut kalacaksın. Bir yetim iken, seni bulup da barındırmadı mı? Ve seni yol bilmez iken, 'doğru yola yöneltip iletmedi mi? Bir yoksul iken seni bulup zengin etmedi mi? (Duha Suresi, 3-8)

Peygamberimiz (sav), her işinde, en zor anlarında dahi Allah'ın kendisine yardım edeceğini bilerek, tevekkül etmiş, korku ve endişeye kapılmamıştır. Yanındaki müminlere de Allah'ın kendileri ile birlikte olduğunu, herşeyi görüp işittiğini söylemiş, onların da sukunet içinde olmalarına vesile olmuştur.

Peygamber Efendimiz (sav)’i örnek alarak onun yolunu izleyenler de, Allah'ın rahmetinden ve yardımından hiçbir zaman umut kesmemeli, Allah'ın rızasını, rahmetini ve cennetini umarak hayırlarda yarıştıkları sürece Allah'ın daima onların yanında olduğunu bilmelidirler. Allah bir ayetinde müminlere şöyle bir vaadde bulunur:

… Allah kendi (dini)ne yardım edenlere kesin olarak yardım eder. Şüphesiz Allah, güçlü olandır, aziz olandır. (Hac Suresi, 40)

20 Aralık 2012 Perşembe

Üstün Kalite ve Sevgi Anlayışı İslam Ahlakının Dünya Hakimiyetine Vesile Olacaktır


Günümüzde birçok Müslüman ülkede gerçek İslam anlayışından uzak kalitesiz bir yaşam sürmektedir. Bu kalitesizlik, sadece birtakım görgü kuralları ve nezaketten uzak tavırlar demek değildir. Kalitesizlik, Allah'ı gereği gibi takdir edememekten, gerçek Kuran ahlakını yaşamamaktan kaynaklanan yanlış bir hayat tarzıdır. Bu yanlış hayat tarzı kişinin düşünce şeklinden hayattan aldığı zevklere, hayatındaki hedeflerinden güzellik, estetik ve espri anlayışına, sohbet konularından mimiklerine kadar tüm yaşamını kapsayan geniş bir anlama sahiptir.
İnternetteki arama sitelerinden birinin görseller bölümüne İngilizce olarak “Müslüman” yazıldığında ilk sıralardaki resimlerde bayrak yakan, birbirine saldıran, yüzlerinde nefret dolu, korkunç bir ifadeyle bağırıp çağıran insanlar çıkar. İşte bu, dünyada Müslümanlar hakkında oluşturulmaya çalışılan yanlış imajın küçük bir yansımasıdır.

Dünyadaki yanlış İslam algısının nedeni, Kuran’da bildirilen ve Peygamberimiz (s.a.v.)’in yaşadığı gerçek İslam’a uyulmamasıdır. Bu birçok insanın bildiği ancak tam olarak anlamadığı bir durumdur. Çünkü bazı insanlar dinimizde olmayan hurafeleri var gibi göstermektedir. Birçok Müslüman ülkede hurafelerle dolu, sevgiden, anlayıştan, güzellikten, estetikten yani kaliteden uzak bir İslam anlayışı hakimdir ve hatta bu, makbul görülmektedir.

Bu yanlış örnekler nedeniyle birçok insan Müslüman denilince katı, sevgisiz, neşesiz, sanattan anlamayan, bilimi dışlayan, espri kalitesi olmayan, giyinmeyi bilmeyen, müzikten zevk almayan, nezaketli olmayan, şefkati yaşamayan insanları aklına getirmektedir. Bu elbette ki çok büyük bir yanılgıdır ve farkında olmadan birçok insana zarar vermekte ve insanları İslam’a yönelmekten uzaklaştırmaktadır.

Samimi Müslüman Kaliteyi Ruhunda Yaşar
Bazı insanların kalite anlayışı Allah’ın Kuran’da dikkat çektiği kalite anlayışından çok farklıdır. Bu insanların kalite anlayışı pahalı bir araba, markalı giysiler, çok güzel bir ev ve iyi eğitimle sınırlıdır. Elbette Allah’ın sunduğu bir nimet olarak bu sayılanlar güzel ve estetik görünmeyi sağlayabilir. Fakat esas olarak kalite ruhta yaşanır.

Allah insanı, diğer tüm varlıklardan farklı olarak ‘ruh sahibi’ olarak yaratmıştır. Dolayısıyla tüm diğer varlıklardan farklı olarak, bir insanın, ruhundaki zenginlik muazzam bir etki oluşturur. Ruhtaki bu zenginlik insanın kalitesini arttırır. Her insan, ruhunun güzelliği oranında kaliteyi yaşar. Ruhtaki güzellik ise Allah'ın yüceliğini hakkıyla takdir edebilen, yaptığı işlerin her aşamasında yüksek bir ahlak gösteren samimi bir Müslümanda ortaya çıkar. Allah korkusu ve Allah sevgisiyle hareket ettiği için, tavır ve konuşmalarında her zaman vicdanını, aklını ve iradesini kullanan samimi bir Müslüman, Allah’ın Kuran'da emrettiği gibi sözün en güzelini söyler, en güzel davranışlarda bulunur. Bunun sonucunda da, herkesin birlikte olmaktan hoşnut olacağı; varlığı ile çevresine rahatlık, huzur, neşe veren kaliteli bir kişi olur.

Böyle bir kişi aynı zamanda karşılaştığı her ortamda, öncelikli olarak nefsinin istekleri yerine, Allah'ın rızasına uygun olanı gözetir. Kendi rahatı, ihtiyaçları, istekleri yerine; Allah rızası için hep başkalarının rahatını, ihtiyaçlarını ve isteklerini ön planda tutar. Bunun için fedakarlık yapar, emek harcar; fakat bunun karşılığını yalnızca Allah'tan umar. İşte bu üstün ahlak kişiye asil ve kaliteli bir ruh kazandırır. Bu kişilerde, tanıyanlarda hayranlık ve takdir hisleri uyandıran yüksek bir ahlak, maddi hiçbir şeyle elde edilemeyen üstün bir kişilik görülür.

Kalbi sürekli Allah ile beraber olan ve ahiretteki sonsuz cennet hayatını kazanma şevki içinde yaşayan bir mümin, Allah'ın bir nimeti olarak güçlü bir ruh derinliğine sahiptir. Ruhundaki bu kalite, gördüğü güzelliklerden aldığı hazda, olaylar karşısındaki duyarlılığında, olayların hikmetini kavramadaki şuur açıklığında, sevgisinde, şefkatinde, adaletinde, ince düşüncesinde kısacası hayatının her anında önemli bir farklılık oluşturur. Bu nedenle Kuran ahlakını tam olarak yaşayan müminler çok güzel ahlaklı, asil bir ruha sahip, derin düşünen, hedefleri, düşünceleri geniş olan çok kaliteli insanlar olurlar.

Kalitesizlik, Eziklik ve Sevgisizlik Meydana Getirir
Kalite, Müslüman için hayatın her yönünde vazgeçilmez bir özelliktir. Fakat İslam dinini yanlış anlayanlar çok kalitesiz bir İslam anlayışını anlatmaya ve yaşamaya gayret ederler. Bu nedenle bazı insanlar da İslam dinini bunların yaşadıkları hayatla özdeşleştirir ve İslam’a karşı tavır alırlar. Bu kişilerin yanlış anlayışı yüzünden Müslümanlar dünyanın bir çok ülkesinde şiddetli tepki alır. Bu kişiler yanlış anlayışları nedeniyle çoğunlukla bakımsız, kirli, çirkin, İslam’a ve Kuran’a uygun olmayan bir yapıyı İslam dini olarak sunarlar. Yemek yemede, kıyafette, konuşmada çok kalitesiz davranırlar ve bu kalitesizliklerini sürdürme konusunda da oldukça ısrarcı olurlar. Güzelliği tamamen ortadan kaldırmaya yönelik bir model oluştururlar ve güzelliği haram gibi görür, çirkin ve bakımsız bir insanın ise takva olduğunu iddia ederler. Müzik dinlemez, resimden hoşlanmaz, insanlardan uzak durur, konuşmaz, iltifat etmezler. Bu düşünceleri nedeniyle hayatlarının her anında kalitesizliği yaşadıklarından hayata küserler.

Allah’ın emrettiği namazı kılar, orucu tutarlar, fakat bu emirleri yerine getirmek onlara sevinç vermez, tam aksine suratları asıktır. Kalitesizliğin çöküntüsünü yaşadıklarından evlerinin içi, kendileri, hatta yaşadıkları şehirler bile bakımsız ve kalitesiz olur. Sokaklarda renksiz, ağaçsız, çiçeksiz bir ortam, etrafa atılmış çöpler, estetikten uzak binalar, bakıma muhtaç tarihi yapılar hakimdir.

Bu kişilerin birbirlerine karşı davranışları da saygıdan uzaktır. Birbirlerine ve kadınlara saygı duymaz, konuşmalarında aşağılayıcı bir üslup benimserler. Birbirlerinin hakkına saygı duymaz, çekiştirir, bağırır, çağırır ve kavga ederler. Bu kişilerin olaylara karşı tepkileri de kaba kuvvete dayalıdır. Bayrak yakan, öfke, nefret ve katletmeyi haykıran, ellerinde sopalar, yüzlerinde nefret olan bu kişiler herkes için çok itici bir tablo çizerler.

Kalitesiz kişilerin belirgin özelliklerinden biri de baskı ve zorlamayla kendi hayatları ve inançlarını başka insanların benimsemesini istemeleridir. Dini vecibeleri yerine getirmeyen veya inancı zayıf olan kişilere sözle ve fiili olarak işkence yapar, hatta öldürmenin bile makul olduğunu vurgularlar.  Oysa Allah Kuran’da baskıyı haram kılmıştır. Kuran’a göre Müslüman anlayışlı, sevecen olmalı, karşısındakine doğruyu güzel sözle anlatmalı, onun fikrine ve değerlerine saygı göstermeli, sadece kendisi için değil tüm insanlar için en güzel ortamı sağlamalıdır.

Demokrasiyi ve özgürlüğü kısıtlayan, estetik ve güzellikten uzak olan davranışlar ise, insanların genelinde müthiş bir rahatsızlık ve tepki oluşturur. Bu tepkiyi yobazlar, İslam’a karşı olunduğu şeklinde açıklasalar da aslında gösterilen tepki kalitesizliğedir. Kuran’da anlatılan İslam anlayışı ise kaliteli yaşamı beraberinde getirir.

İslam'da Kalite Kuran’ın En Temel Konularından Biridir
Allah en yüksek kaliteyi cennette yaratmıştır. “Her nereye baksan, bir nimet ve büyük bir mülk görürsün.” (İnsan Suresi, 20) ayetinde haber verildiği gibi cennetin her yerinde kalite ve güzellik hakimdir:

Kıyafetler kalitelidir:
“Hafif ipekten ve ağır işlenmiş atlastan (elbiseler) giyinirler, karşılıklı (otururlar).” (Duhan Suresi, 53)

Evler ve sokaklar kalitelidir:
“Ancak Rablerinden korkup-sakınanlar ise, onlara yüksek köşkler vardır, onların üstünde de yüksek köşkler bina edilmiştir. Onların altında ırmaklar akmaktadır. (Bu), Allah'ın va'didir. Allah va'dinden dönmez.” (Zümer Suresi, 20)

Eşyalar kalitelidir:
“Onların etrafında altın tepsiler ve testilerle dolaşılır; orada nefislerin arzu ettiği ve gözlerin lezzet (zevk) aldığı herşey var. Ve siz orada süresiz kalacaksınız.” (Zuhruf Suresi, 71)

İnsanlar kaliteli ve güzeldir:
“Orada huyları güzel, yüzleri güzel kadınlar vardır.” (Rahman Suresi, 70)

Allah’ın cennette yarattığı bu güzellik ve kalitenin dünyadaki benzeri ise, ancak gerçek İslam ahlakının yaşanması ile yaşanabilir. Gerçek İslam dininde iltifat, gönül alma, fedakarlık, ince düşünce, barış, sevgi, şefkat, merhamet, demokrasi, fikir özgürlüğü, eğlence, neşe, estetik bir mimari, güzel, bakımlı, cazibeli insanlar vardır. Böyle bir İslam anlayışı dünyada İttihat-ı İslam’ın kabul edilmesine ve dünyada İslam ahlakının hakim olmasına vesile olur. Günümüzde bu İslam anlayışının hakim olmasını sağlayacak olan ise Hz. Mehdi (a.s.)’dır. Nitekim hadislerden bu dönemde insanların hep güzellikle karşılaşacakları, ahlakları gibi yaşadıkları yerlerin, bahçelerin, evlerinin dekorasyonun, kıyafetlerinin, dinledikleri müziğin, eğlence şekillerinin, resimlerinin, sohbetlerinin de güzelleşeceği anlaşılmaktadır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir hadisinde Hz. Mehdi (a.s.) zamanında yaşanacak bu güzel ortamı şöyle müjdelemiştir:

“ALEMDE VİRAN BİR YER KALMAYACAK VE HZ. MEHDİ (A.S.) HER YERİ ONARACAK, ABAD (MAMUR VE ŞEN) EDECEK.” (El Mehdiyy-il Mev’ud, c:1, sf. 264)

Kalite, hayatın en önemli süslerindendir. Kalite kaybolduğu zaman insanlar içine kapanır, huzursuzlaşır, bencilleşir, duyarsızlaşır. İbadetlerini yine yerine getirirler, ama kalitesizlikten mutsuz hale gelirler. Karanlık, kasvetli evler, estetikten uzak mekanlar, bakımsız ibadethaneler insanlara mutluluk getirmez. Bakımsız görünümlü, yüzünde sevgi ifadesi olmayan, bezgin, kızgın ifadeli, olumsuz konuşan, güzelliklerden zevk almayan hatta bunları yok etmeye çalışan, kısacası olumsuzluklarını çevrelerine yayan insanlar toplumda yaygınlaşır.

Böyle bir toplumda ise kardeşlik, güzellikler, sevgi, huzur kısacası konfor yok olur. İnsanlar birbirinden uzaklaşır ve hatta birbirinden çekinir, korkar hale gelir.

Bu beladan kurtulmanın tek yolu ise Kuran’da bildirilen, hurafelerden uzak İslam ahlakına tam uyulmasıdır.

Hayatı Boyunca Çok Sayıda İnsanın Hidayetine Vesile Olan Canımız Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in Kalite Anlayışı Hepimiz İçin Bir Yol Göstericidir
Peygamberimiz (s.a.v.) her konuda son derece kaliteli bir yaşam sürmüş, her zaman yüksek bir ahlak göstermiştir. Yiyeceklerin en güzel, en temiz olanlarından yemiş, kıyafetlerin en güzel olanlarını kullanmıştır. Cübbesi her zaman bembeyaz tertemizdir, dişlerinin parlaklığı, temizliği örnektir. Geçtiği yollarda mis gibi kokusuyla güzel bir iz bırakmış, bulunduğu ortamları hep adeta cennete çevirmiştir. Hatta çöl gibi bir ortamda gül bahçeleri oluşturacak kadar güzelliğe ve estetiğe düşkündür. O dönemdeki imkanlarla olabilecek en güzel şartları oluşturmuş yani çok kaliteli bir yaşam sürmüştür.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in seçtiği kelimeler, kullandığı cümleler, hitap şekilleri çok ama çok kalitelidir. Hz. Ayşe (r.a.), "Resulullah (s.a.v.)'dan daha güzel ahlaka sahip hiç kimse yoktur. Ashabından ve ailesinden birisi kendisine seslenince, 'Buyrun' diye karşılık verirdi. Bu sebeple Allah, ona, 'Sen yüksek bir ahlak üzeresin' buyurmuştur" diyerek, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'de gördüğü güzel ahlakı anlatmıştır. Kadınlara verdiği önem ve öncelik de onun kalitesinin göstergelerindendir. Çocuklara olan sevgisi, hep güzel söz söylemesi, ince düşünceli olması, Allah’tan çok korkması, çok vicdanlı olması kısacası bizim örnek aldığımız bütün güzel ahlak özellikleri Peygamberimiz (s.a.v.)’in kaliteye verdiği önemin delillerindendir.

Efendimiz (s.a.v.), çağındaki en modern, en kaliteli insandır. En merhametli, en güzel giyinen, en güzel davranan, aklını en güzel kullanan, en şefkatli ve merhametli, en adaletli kişidir. Bu güzel ahlakın tam olarak ve herkes tarafından yaşanması ise Allah’ın izniyle  İslam’ın Altınçağı olan Hz. Mehdi (a.s.) devrinde yaşanacaktır. Bu değerli zatın vesilesiyle dünya adeta cennet ortamına dönecek, bolluk, bereket, güzellikler artacak, herkes birbirine sevgi, şefkat, barış sunacak ve her zaman başkasını ön planda tutacaktır.

Kalitesizlik, İslam Düşmanı Gizli Bir Güçtür
Müminler, Kuran ahlakının kazandırdığı üstün bir kalite anlayışının, İslam'ın tüm dünyaya tebliğ edilmesinde ne kadar önemli bir yer tuttuğunun farkındadırlar. Her şeyden önce iman eden bir kimse, sözleriyle olduğu kadar tavırlarıyla da çevresindeki insanlara Kuran ahlakını tebliğ etmektedir. Bu nedenle bir mümin, Kuran ayetlerinde bildirilen tüm güzel ahlak özelliklerini ve tavır inceliklerini en başta kendisinin en mükemmel şekilde yaşaması ve örnek olması gerektiğinin de bilincindedir. Zira kalitesizlik, aslında İslam düşmanı, içten içe Müslümanlara zarar veren, Kuran ahlakının tebliğini olumsuz yönde etkileyen gizli bir güçtür. İslam ahlakını savunurken ve başkalarını da Kuran ahlakını yaşamaya çağırırken, kişinin kendisinin Kuran ahlakını gereği gibi yaşamaması, iman derinliğine yakışmayacak tavırlarda bulunması, gizliden gizliye İslam ahlakının tebliğine zarar verebilecek tavırlardır. Kalitesiz insanların, Kuran ahlakıyla bağdaşmayan kalitesiz davranışlarla güzel ahlakı ve kaliteyi savunmaları, insanlar üzerinde gereken etkinin oluşmasını engelleyebilir. Pek çok insan, kendilerine güzel ahlakı tebliğ eden insanların tavırlarındaki bu eksiklikler nedeniyle olumsuz yönde etkilenebilir. Bu durum, onların Kuran ahlakı hakkında yanlış kanaatler edinmelerine ve sırf bu tarz kişilerin davranışları nedeniyle İslam'dan uzaklaşmalarına neden olabilir.

Unutulmamalıdır ki her mümin, tek başına İslam'ı ve tüm Müslümanları temsil eden önemli bir görev üstlenmiş durumdadır. Hayatının her anında her nerede, hangi şartlar altında ve nasıl insanlarla birlikte olursa olsun, Kuran'a uygun yaşantısından taviz vermemelidir. Bulunduğu ortama, muhatap olduğu insanların ahlaklarına, konumlarına ya da maddi güçlerine, yaptığı işe, içerisinde bulunduğu sohbetin konusuna göre değişkenlik göstermemelidir. Çünkü böyle bir tavır Kuran ahlakına uygun değildir. Allah Kuran ayetlerinde, "sürekli olan salih davranışların makbul olduğunu" bildirmektedir. Mümin, Allah'ın en çok razı olacağı umulan tavırlarda hayatının sonuna kadar kararlılık gösterir. Allah'ın rızasına uygun olmayacağını bile bile, Kuran ahlakıyla bağdaşmayacak tavırlar içerisine girmez. Allah'ın Kuran'da bildirdiği ve övdüğü takva ahlakına uygun olan budur. Allah Kuran'da, müminlerin "takva sahiplerine önder olacak örnek kimseler" olmayı hedefleyen kimseler olduklarını şöyle bildirmektedir:

“Ve onlar: "Rabbimiz, bize eşlerimizden ve soyumuzdan, gözün aydınlığı olacak (çocuklar) armağan et ve bizi takva sahiplerine önder kıl," diyenlerdir.” (Furkan Suresi, 74)